Zor bir yıl geçirdiğimi biliyor muydunuz.
-
[Flash 9 is required to listen to audio.]
Hayatın boyunca ne için yaşadığını bulamayacağın ihtimali herkesi ürkütüyor olmalı. Ürkütmüyorsa eğer ben gerçekten korkağın tekiyim. Oysa kendime sıfatlar yakıştırmayı sevmezdim.
Düşüyorsun, kalkıyorsun. Düşüyorsun, dizlerin kanıyor. Tekrar kalkıyorsun. Ayağına başkalarının hayalleri dolanıyor, elin yüzün kan oluyor. Kalkmak istemiyorsun yerden bu sefer. Zorla kaldırıyorlar.
Oysa sen yerde kalmayı yaşamaya tercih ederdin.
-
Bu yazının devamını getiremeyeceğim aklıma hiç gelmezdi ama artık yapamıyorum.
İyi gece.
-
-
untitled on Flickr.
Bilek fetişizmi diye bir şey varsa işte tam olarak ondan.
-
A Koala eating an apple for lunch, in Perth, Western Australia. [x]
Ağlıyorum şu an.
(via asktaylors)
-
Tuhaf insanları çok seviyorum. Hani tam olarak nev i şahsına münhasır olarak nitelendirebileceğimiz insanları. Bence çok şanslılar sıradan olmadıkları için. Çok sevilesiler ayrıca. Tuhafla kastettiğimin de bir sınırı var elbette ama çok anormal olmadıkları sürece hep gıptayla baktığım kişiler. Kimisi elindeki onca imkana, güzelliğine/yakışıklılığına rağmen çok kendi halinde olup garip şeylerle ilgileniyor mesela kimisi de çok silik bir tip gibi gözükmesine rağmen durduk yerde gelip seninle saçma bir konu hakkında saatlerce şevkle konuşabiliyor. Oysa çoğumuz düz insanlarız. Sonuçta her gün aynı duraktan aynı otobüse bindiğimiz insanlara selam verme gereği dahi duymuyoruz.
Haliyle benim ders çalışmam gerekiyor şimdi. Düz ama beyaz yakalı bir insan olmak için.
Trajedi.
-
Hayatım boyunca kararsızlıkla başa çıkmaya çalıştım.
En çok sevip sevmemek arasında bocalıyordum.
Kendimi sevmeye karar verişim dahi uzun yıllarımı aldığı için canlılardan ziyade metalara bağlanmamın daha doğru olacağına inandım.
Pek sevdiğin filmin pek hüzünlü sahnesi.
En sevdiğin kitabın üçüncü bölümünün ikinci paragrafı.
Ve gereksiz yüzlerce ‘şey’.
Pişmanım.-
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
ve yaraşırsa ancak monet’nin
kadınlarına yaraşan giysilerinle
gördüm de
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
öyle kısaydı ki adımların
şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
ölçülür ve denk düşerdi ancak
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
yok bir yanıtın nereye diyenlere
bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
o bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
hani etiler’den hisar’a insek bile
bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
çok yaşında her zamanki çocuksun gene
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
mutfağın mutfak olalı böyle
bir adın vardı senin, tomris uyar’dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
oysa güneş pek batmadı senin evinde
söyle
ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.
Edip C. -
[Flash 9 is required to listen to audio.]
İzin ver de senin için hayaller kurayım.
Ufak bir hediye.
Hediyeyi geri çevirmek olmaz, bilirsin.
Bir şarkı süresince sadece.
Sonra mutsuz kalacağım.Koşuyorsun. Saçların yüzüne düştükçe sol elinle geriye atıyorsun hepsini. Neredeyse nefesin kesilmiş. Çok sigara içiyorsun ya, ondandır. Oysa saçların vanilya kokardı eskiden. Olsun.
Acelen varmış gibi değil, geç kalmış gibi değil hayatın boyunca beklediğine kavuşacakmışsın gibi koşuyorsun. Çevredeki tek tük insan kafasını kaldırıp sana bakmaya yeltenmiyor bile. Ne umutsuzlar, ne sıradan.
Oysa neredeyse mutlusun.
Sen.
Adımların yavaşlamaya başlıyor. Bacakların inceden acıyordu zaten ama aldırmıyorsun. Yürüyorsun şimdi. Daha sakin, daha telaşsız, daha pastel. Çim ve ağaç kokuları geliyor etraftan. İnsanlar nasıl oluyor da etraflarında olup bitenleri umursamıyorlar aklın almıyor. Oysa çim kokusu nasıl mut doludur. Aklın bulanık, adımların hızlanmaya başlamış yeniden. Bir yokuşun tepesinde, öylece kalıveriyorsun birden. Yüzün gülüyor.
Gülüyorsun.
İşte!
Orada. Aynı deniz, aynı karanlığa çalan gökyüzü, aynı mevsim. Hasarlı bir bank, umutlu bir kişiyle hep seni bekliyormuşçasına davetkar. Eskiden olsa reddedeceğin bu davete koşulsuz teslim oluyorsun.
Aceleyle iniyorsun yokuştan. Hava nemli. Çıplak ayakların kuma değdikçe için ürperiyor. Şimdi adımların biraz tedirgin ama huzurlu. Tedirgin ama huzurlu olmak ne ironiktir ve hayat ironiyi kaldıramayacak kadar basittir diye geçiriyorsun içinden. Sanki zaman yavaşlamış gibi, denize ulaşman ertesi zamanlara kalacakmış gibi.
Birden deniz suyu ayaklarına değiyor. Buz gibi. Aynı mevsim. Aynı soğuk mevsim. Aynı güzel mevsim.
İç ses:
-Bu bankı buraya koyan insan hala masum hayallerinin sahibi, ne şans.
Bankın ucuna oturuyorsun yavaşça. Kafanı hiç çevirmiyorsun umut dolu tarafa doğru. O da sana bakmıyor. Sana zarar vermek istemediğinden, biliyorsun. Çünkü umut, bu kadar yakınında senin için ölümcül olabilir. Ama kalbin ağzında. Ama avuçların terliyor. Ama midene ağrılar giriyor mutluluktan.
Aynı karanlığa çalan gökyüzü artık tamamen siyah oluyor.
Geceleri seversin.
Soğuk mevsimleri seversin.
Hasarlı bankların sessiz sohbetlerini seversin.Elleriniz bankın üzerinde kavuşmuyor ama kirpikleriniz ıslanıyor mutluluktan.
Elleriniz bankın üzerinde kavuşmuyor ama dudaklarınızın yanaklarınızla birleştiği yerde huzur var.Sonra
Şarkı
Bitiyor. -
(via mutlu-sonyoktur)
-
-
Herkesin kendine göre sınırları vardır ve pek azımız bu sınırlarımızın farkındayızdır. Bu farkındalık taşkınlığı önler. Aslında bir önlem midir bu yoksa bir ceza mı emin olamıyorum.
Taşkınlık hali niye önlem alınması gereken bir şey olmak zorundadır?
Duygularımıza hakim olabilme hali takdir edilecek bir şey midir?
Sınırlarının farkında olmak kalp kırmamayı sağlar ancak kırılmanıza neden olur. Çünkü sınırlarınız ölçüsünde insanlara zarar vermemeyi bilirsiniz. Kırmamak için onlardan uzak durursunuz ve kendinizi mahvedersiniz.
Onlar bilmez ama siz ölürsünüz.
Ölmek kelimesini cümle içinde kullanmak ne kadar da kendini bilmezcedir aslında. Ölüm ne kadar da çok küçümsenir tarafımızdan.
Onlar bilmez ama siz ölüyorsunuzdur.
Oysa bilseler ne olur ki. Mesela arkadaşınızı, platonik aşkınızı arayıp telefonda ağlasanız ne kaybedersiniz. Gururunuz, gücünüz?
Ne büyük kelimeler bunlar. Boyumuzdan büyük.
Bir kere de olsa sınırlarınızı geçseniz misal, sarhoş olduğunuzda babanızı arasanız. Babanızı arayacak kadar sarhoş olabilseniz aslında.
Farkındalık iyi bir şey midir yoksa tutsaklık mıdır, karar verebilir misiniz?
Mutsuzsanız ama çok mutsuzsanız. Neye ihtiyacınız olduğunu bilmiyorsanız mesela. En yakınım dediğiniz insanın deliler gibi mutlu olmasına bile tepkisiz kalıp kendinizden başkasıyla ilgilenemeyecek haldeyseniz çok mu çaresiz sayılırsınız?
Kendinizden kaçamazsınız ama değil mi.
Üzgünsünüz.
Üzgünüm.
“Ya olay elimden bir şey gelmesi de değil aslında. Sen böyle olduğunda herkesi uzaklaştırıyorsun kendinden. Yanında kalmaya çalışsam da çok gereksiz bir ısrar olur diye bir şey yapamıyorum işte. Ama keşke böyle yapmasan. Kendine yani. Bu kadar yalnız olmak zorunda değilsin, kendini bu kadar üzmek zorunda değilsin.”
-
[Flash 9 is required to listen to audio.]
When you walk in a room everything disappears
When you walk in a room it’s a terrible mess
When you walk in a room I start to melt
When you walk in a room I follow you ‘round
Like a dog I’m a dog, I’m a dog, I’m a dog, I’m a lapdog
I’m your lapdog, yeah -
(via mertcandroid)
-
Adım Elif. Yaşım 19. Ergenliğimi atlatamıyorum

-
[Flash 9 is required to listen to audio.]

dan: i love you!
alice: show me! where is this love? i can’t see it, i can’t touch it. i can’t feel it. i can hear it. i can hear some words, but i can’t do anything with your easy words. whatever you say is too late. -
-
Bir insanın kendinden kaçabileceği fikri fazlasıyla komik. İnsanlardan kaçıp kendiyle barışabilir insan olsa olsa. Çünkü çevren hayatının ırzına geçmekten hiçbir zaman vazgeçmeyecek kadar bencil. Çünkü insanlar egolarını tatmin etmek için her şeyi yapabilir.
Kendinden kaçıp kurtulma fikri acınası da keza. Mahkum olduğun bir bedene ve ruha direnmek sadece gün geçtikçe çıldırmana yardımcı olur. Tabii bu da bir çözüm olabilir, neden olmasın. Tercihler tercihler.
Ancak tercihlerinin sonucuna katlanman gerekir.
Seni bulunduğun konuma getiren etkenleri suçlaman hiçbir işe yaramaz. Malum etkenlerin umursayacağı türden önemli şeyler değildir bunlar zaten. Kendi yanlışlarını kabullenmen lazım. Kendi güçsüzlüğünü ve dirençsizliğini fark etmen lazım.
İsteseydin yapardın.
Birtakım tercihlerin doğurduğu birtakım önemsiz sonuçlar seni sen olmaktan çıkarabilir. Alışman lazım. En çok kendine alışman lazım.
İnsanlardan kurtulman gerekiyorsa kurtul. En yakınlarından, seni en yakını sananlardan, acizlerden, egoistlerden hepsinden.
Seni senden başka düşünen olmadığını biliyorsun çünkü. Bu herkes için geçerli, kendilerini kandırmaları hiçbir şey ifade etmiyor.
Büyüdün.
-
[Flash 9 is required to listen to audio.]
“Ama mutluluk için gazete gerek, ekmek gerek, beyaz peynirli domatesli tost gerek.”